10 Nisan 2013 Çarşamba
katil
2 Mart 2013 Cumartesi
Tam ortasında delirdik hayatın
basit değil mi sahiplik olgusu ?
komik gelmiyor mu kayıplara acı duymak
o zaman delirmediniz daha
delirmedik..deliremedik rahatça...
bırakmadılar ki içimizden geldiği gibi deliyi oynayalım, kahkahalarımızı ayıpladılar...deliyiz ya hani...aklımızı sınırladılar. aklımızı sınadılar... buluta yeşil dedik, suya kırmızı...inanmadılar. biz deliyiz ya hani..gördüklerini doğru sandılar...
oynadık;
AKILLIYI VE ÖLÜYÜ...
SAVAŞI VE GÜCÜ...
BİREYİ VE SÜRÜYÜ...
SESSİZİ VE GÜRÜLTÜYÜ...
YALNIZI VE BÜYÜKLÜĞÜ...
İNSANI VE KÖTÜYÜ..
...ve hep, rolleri üzerine giyebilenler kurtuldu perdenin kapanış cinayetlerinden...
şimdi kendimizi kurtarmaya gücümüz eksik...hep beraber delirdiğimizde cennet olacak dünya...
sarhoş bir fahişe gibi başımız döndüğünde ancak çakılıp kalacak altımızda hızla dönen kürenin laneti. dünya ancak bi fahişenin maddi kazancı kadar erkek çünkü..
benim sana verebilecek daha büyük ve kalıcı isteklerim var..ölüm gibi...hayat gibi...
anlamıyorlar diye mi anlamıyorsun?
senle çok az konuşuyorum. bitme diye mesela... kaç kelime var bize bahşedilen...kaçını kaldırabilirsin benden duyduğunda ? ya da duymak ister misin ki ÇOK DELİRMİŞ GERÇEKLERİMİ??
geçip gittiğim dönülmez yolların kenarlarında yıkılmamış içi boş evler var...hepsi bu...
ne kadar güzel kaybediyoruz..zevk alarak..bilinçlice...
yanyana oturup kazandığını zannedenlere gülüyoruz..kazandığını zannedenlere içiyoruz...
isteğimiz orada olmak..ama orası diye birşeyin olmaması çok uzun bir drama işte...
her ölüye bir kelebek hediye etmek..kanatlarından tutup hem de incitmeden..ama uçmasına da izin vermeden...
umut taşıyabilecek kadar çocuk da değiliz...umutsuz olacak kadar da büyüyemiyor eğilimlerimiz...
TAM ORTASINDA DELİRDİK HAYATIN... !
ne doğduğumuz karanlık deliğe dönebiliyoruz, ne de öleceğimiz aydınlık sonsuza sığınabiliyoruz...
tam da en orta yerinde delirdik hayatın... tam da en olmaması gereken yerinde bulduk kendimizi...en olmayacak işlerin adamıyız çünkü! en taşınmayacak akılların delirmişiyiz...
şimdi hoşçakalsın herşey.
perde yeniden açılıyor...roller bölüştürülüyor...
biz deliliğimizle övünürken aklından utananların dünyası bu!!!!!!!!!
3 mart 2013
http://www.youtube.com/watch?v=NlXENjvDsqc
11 Şubat 2013 Pazartesi
ölüye özlem
ölüm ancak bu kadar hayat kokabilir bir insana...
http://www.youtube.com/watch?v=XdtJ_BTmDVM
10 Kasım 2012 Cumartesi
hayat ölüme ara vermektir
Ne çok ölü yavru kedi gördüm bu hafta sokaklarda... Su birikintileri içinde...herşeyden vazgeçmiş halde... hayat ölüme ara vermektir...onlar verdikleri aradan sıkılmış olabilir mi...
22 Ağustos 2012 Çarşamba
mutlu olmak için çok geç,mutsuz olmak için çok erken
bazen mutlu olmak için çok geç, mutsuz olmak için çok erkendir... hayattasınızdır çünkü...henüz ölüm için fazla dinlenmiş, yaşam için fazla yorulmuşsunuzdur...
fazla düşünmüş, az boşvermişsinizdir. bu yüzdendir belki de..
kesin bu yüzdendir...
21 Mayıs 2012 Pazartesi
hayatımın yarım kalan evleri...
ben öyle sanıyordum..çok fazla kağıt gemim oldu bu yüzden gazetelerden yaptığım.babamı da özleyince içine koyar, hiçbirini yüzdürmeye kıyamazdım...
.hatta babamın bir gece evimizin önüne parkedip, bize sürpriz yaparak aldığı ilk arabamız,fosforlu yeşil vosvos...34 YC 477…Yeşil Cevriye derdik kendisine.onu ilk karşıladığım pencere oradadır hala. vosvos bile orda...ya da kimbilir belki de şimdi hangi hurdalıkta ?
1989.........19.mayıs.2012
18 Mayıs 2012 Cuma
sizlibizli
siz duyarsınız biz söyleriz
siz bakarsınız biz görürürüz,
sizin çevirdiğiniz sayfalar vardır, bizim okuduğumuz kitaplar
siz yaşayabilensiniz, ölüm çok korkunç ve uzak gelir size
biz yaşamamıza fırsat vermedikleriniziz, ölüm olağan ve sıradandır,olasıdır hep...
bizim düşüncelerimiz yasa"ktır,sizin kurallarınız yasa"
siz uyursunuz biz düşleriz
siz ürersiniz biz sevişiriz,
sizin kazancınız,bizim kayıplarımızdır....
böyledir işte...
7 Mayıs 2012 Pazartesi
kedi kraliyeti
30 Nisan 2012 Pazartesi
sabun
önce insanlar gidiyor hayatından bir bir...sonra eşyaları..
tam avunacak bişeyler bulduğunda hem de. pek de avunacak birşey kalmadığı halde.
bugün çocukluğumun geçtiği ev satıldı.bugün çocukluğum satıldı...
büyükannemi son yolculuğuna camından uğurladığım ev satıldı. bugün arka balkonunun duvarına ilk aşkımın adını karaladığım ev satıldı.
ölmüş bir insanın hırkasından kalan sabun kokuları vardı duvarları arasında.her ne kadar o günden sonra gidememiş olsam da, varlığını bilmek güzeldi. odalarında, yaşlı bir kadının hırkasındaki sabun kokularının sinmiş olduğu duvarların varlığını bilmek...
koridorlarında ilaç kutularından evler yaptığım ev bugün satıldı.
bugün sabundan üretim çocukluğum satıldı.
elimde olsa sahip çıkardım,beslerdim büyütürdüm orada kapalı kalmış kendimi. şimdi ne oldu biliyor musun? şimdi olan sadece bir parçamın daha benden uzaklara gitmiş olması yeni sahipleriyle.
şimdi bütün sabunlar büyükannem,
şimdi bütün duvarlar sadece ev.
bütün evler boş.
bütün ölümler sabun.
28 Mart 2012 Çarşamba
kentsel ölüm
22 Mart 2012 Perşembe
ol'mak ve öl'mek

6 Şubat 2012 Pazartesi
yok ol'an

yavaş yavaş yok oluyor Haydarpaşa garı da... sadece taş bir bina değil yok olan...anılarımız, yaşadıklarımız, çocukluğumuz, ayrılıklarımız, kavuşmalarımız yok oluyor...bir yerden başlayıp bir yere giden,bazen hiçbiryerden başlamayıp hiçbiryere gitmeyen yolculuklarımız gibi yok oluyor...tüm istasyonlarımızı yapayalnız bırakırken utanmıyoruz. bu bizim yalnızlığımızın barınağı aslında.yıkılan, yokolan şu an'ımız gibi...herşey ne kadar basit ve yıkıma hazır. herşey ne kadar görmeyen gözlerin ardına kurulmuş...düşlerimizden uyanır gibi yaşıyoruz hayatı...silikleşiyor gerçeklerimiz...ve yine fotoğraf kareleri yaşatacak birçok şeyi...
29 Ocak 2012 Pazar
aşk'a ölüm raporu
çok az kişinin yolundan geçen aşk yaşıyor mu halen yoksa hiç doğmadı mı bilinmez.
fazla düşünmek de iyi değildir insanın yalnızlığı açısından..cam gibidir yalnızlık çünkü.çizilir,kırılır, tamiri olmaz.katlanılabilecek bir hale gelmişken,katlanılmaz kılmanın manası yoktur...
yalnızlık sabırla işlendi bunca yıl
şimdi onu yüzüstü bırakmak olmaz.
26 Ocak 2012 Perşembe
bütün dünya'm hasta...
neden her yeni gün insanlara yaklaşma umudu taşırken nefret ediyorum daha çok????
neden görünümüm bir insanken onların arasında kendimi yapayalnız hissediyorum???? ne kadar boktan bi duygu...beni insanlığımdan soğutup, kendi cinsimden, soyumdan tiksinmemi sağlayan yine insan'ın ta kendisidir !
sokakta beslediğimiz bir kedi, başına tekme yedi bu sabah..üst kattaki komşularımızdan biri yaptı bunu...apartmana girdiği için...tek sebep bu. kimseye bir zarar ziyan vermişliği yok oysaki...öyle ya...onlara yaşayacak 1 avuç alan bırakmamışken,nasıl olur da biz insanların alanına girerdi bu hayvan...büyük bir suçtu bu. "vur kafasına" dedi kız annesine...sabahtan beri beynimde yankılanıp duran bu ses beni yiyip bitiriyor. "vur kafasına pisliğin, vur kafasına !!! vur vur vur kafasına !!!!! "
yetişip engel olamadım. o kadını ve kızını ellerimle öldürmeyi,acıdan kıvrandırmayı nasıl isterdim. yere yatırıp kafalarına vurmak vurmak vurmak. ve nihayet kan içinde kalmış kafalarını ezmek....
1 avuç mama alıp indim aşağı. tekmelenen başını avuçlarıma alıp sevmek istedim..yoktu..kimbilir ne oldu. şu an bir insan ölse karşımda, hiç etkilenmeden dimdik durabilecekken, insanoğlunun "vur kafasına" dediği değersiz bir can için ağlayabiliyorum.boğazım düğümleniyor... sevmenizi bekleyen yok bu zavallıları. sevgi öğretilmez çünkü...ama hiç olmazsa zarar vermeyin. onlara bizlerin sevgisi yeter...bizim insana verecek sevgimiz yok çünkü.kalmadı.bırakmadınız...elinizi sürmeyin,okşamayın onları...ama "vurmayın"da...
canım babaannem; "bir hayvan ağlarsa, bütün dünya hastalanır" derdi...benim bütün dünyam hasta sayenizde...
etrafımda ufak da olsa hastalıklarından arınmış bi dünya kurmaya çalışıyorum, dokunma etrafımdaki canlara insan ! pisliğini kendi cinsin üzerine akıt !
ölüm var değil mi? ölüm gelip alacak neyseki hepimizi.bunu bile bile kendinden kat kat zayıf olan şu canlıyla bitmeyen savaşın niye insan?? arabanızla vurup kaçıyorsunuz, tonlarca yemek atılıyor çöpe, bir avuç çıkarıp vermiyorsunuz. elinizde milyonluk köpeklerinizi gezdirirken, yanınıza yaklaşan şefkat bekleyen bir cana tekmeyi basabiliyorsunuz. bir poşete koyup çöpe atıyorsunuz ufacık canları. bu egoistlik niye insan? bu paylaşımdan uzaklık niye? senin bencilliğin benim hayat sevincimin sonu oldu insan !...
öldüğümde en çok insana benzeyen bedenimden kurtulacağım için seviniyorum...insan, seni sevmeye çalıştım inan, ama nefretim her geçen gün özenle büyüyor.iyileşmem için zaman yok...tüm dünyam hasta çünkü...
5 Kasım 2011 Cumartesi
bayramınız kutlu olmasın !

2 Kasım 2011 Çarşamba
içimdeki çok şeyin ölüm yıldönümü

içimdeki çok şeyin senle beraber ölüm yıldönümü bugün...acı azalmadı,yokluğun dolmadı...bıraktığın ufak bi müzikli kutu ile yetinmekteyim...
19 Ekim 2011 Çarşamba
7 Ekim 2011 Cuma
saf yalnızlık
27 Eylül 2011 Salı
kedi
Marvel'a...
13 Ağustos 2011 Cumartesi
beyaz saçlı prensesim
20 Haziran 2011 Pazartesi
içimdeki yer...
2 Haziran 2011 Perşembe
bulut yağmuru bırakıp gider...
ama iş işten geçmişlikse söz konusu, aslında hiçbir bulut yağmura küsemez...
sadece bırakıp gider...
4 Mayıs 2011 Çarşamba
bir ay tanrıçası karanlığı kendi ışığıyla silen...
onun gözleri bile yoktu..göremediği tek bir kardeşi kalmıştı yalnızca..

bir de göremediği ölmüş ailesi, sağnak yağmurun doldurduğu su birikintilerinin altında...
hastaydı,ıslaktı,açtı ve karanlıktı dünyası görmeyen gözlerinin ardında...

sonra bir kutuya taşındı yaşamları..bir avuç yemek,biraz da su vardı artık yaşamlarında...

karanlıktı yine her yer, ama en azından biraz daha sıcak bir karanlıktı bu kez onunkisi....
uzun yollar aşılıyordu hergün...hem karanlık hem acı veren yollardı...
çare olması bekleniyordu çabaların...
çare bulunamıyordu karanlıklarına..
"yaşamaz..." diyordu bilindik bir ses bazı günler...
"yaşamaz uyutmak lazım" dedi hatta o ses birgün...
zaten hastaydı,hali yoktu ve uyuyordu bütün gün kutusunda..
bi anlam veremedi olanlara...konuşulanlara...

yılmadı o...
birgün...
daha uzun bir yolculuğa çıktılar kardeşiyle..uzun ve karanlık bir yolculuktu içinden geçtikleri, bu kavramı-tanımı olmayan evrede...
sonra gözleri dikildi küçük kızın iğne ve ipliklerle..gözleri kanadı yine...
küçük kız ilk, kanı gördü gözlerinde...
etine saplanan sayısız iğneler miydi acıtan, yoksa bilinmezliği miydi her yeni günün...
o kimseyi acıtmamıştı böyle..anlam veremedi bu üzerine biçilmiş haksız çaresizliğe...
ağladı belki bilen olmadı...anladı-anlattı belki çok şeyi duyan olmadı...
uzun, zor ve karanlık günler geçti ardarda...bizler için hızla belki,
belki küçük kız için çok yavaş...
uzun zor ve
karanlık günler...
bigün bi ışık doğdu küçük kızın yeşil gözlerine..

çok tanıdık gelen bir kutuya taşındı yine hayatı..

kardeşi yoktu bu kez yanında..
yanlız ama artık aydınlığı olan bi hayattı...
hangisi daha iyiydi küçük kız için...bilinemezdi yanıtı...
sonra oyuncak bir faresi oldu küçük kızın..

sımsıkı sarıldı ona...ona sarılmak hayata sarılmaktı belki...
ilkinden daha sıcak bir evi..yumuşak minderleri oldu..

ve kendine benzeyen kardeşleri oldu...

oyunlar oynarken küçük kız herşeyden habersiz,

bilmiyordu kendisi için hazırlanmış bi ilan dolaşıyordu tüm ülkeyi...
taşınacaktı küçük kızın hayatı çünkü yine bir evden bir başka eve...
sığmıyor olabilir miydi küçücük bedeni ufak bir sepete ?

fotoğrafları çekiliyordu,yazılar yazılıyordu,insanlara yollanıyordu..
küçük kız oyunlar oynuyordu..evini kalıcı sanıyordu.....

zaman geçiyordu..kimse onu istemiyordu..
o giderek güzel bir kız oluyordu...

günler sonra birgün tüm ilanlar kaldırıldı aniden..
kendini öyle sevdirmişti ki görmeyen gözleriyle..zayıf çelimsiz bedeniyle..
onu başkasına veremeyeceğimizi anlamıştık artık biz de...
kucakladık onu bütün sevgimizle...

artık küçük kızın bir adı vardı...
çelimsiz varlığı, onca zorlukla mücadele eden ve yer yüzüne gönderilen bi ay tanrıçası oldu.

ışığı büyüdü..yeşil gözleri aydınlandı...bir evi bir adı oldu...

kendisini aynada bile ilk kez görüyordu...

sevdiği insanları bekleyebileceği bir penceresi oldu

çok sevilip çok öpülüyordu artık:)
kış soğuklarında altına girebileceği bir battaniyesi oldu
yasaktı ama giriyordu çekmecelere
küçük bir telefonu da vardı artık
hatta sevdiği bir yoldaşı oldu..

şimdi bir yaşını bile aştı..
Luna, adına bir hikaye yazılmasını hakediyor..
çünkü o benim imkansız denilene inancım, hayata karşı umutla duruşum oldu.
O, kendisinden sonra birçok canı kurtarabilmemiz için başlangıç, bir cesaret oldu...
Gördüğümüz bütün kanayan gözlerin de aslında gülümseyebileceğine dair somut bir kanıt oldu...
sarılıp uyuduğumda onun nefes alan bedenine, hayattaki tüm zorluklara,yalanlara ve hainliklere karşı durup, nefes alabildiğim bir durağım oldu...
sevgiye karşı inanç oldu...ebediyet oldu...
hayat oldu...
evet dünyada yardıma muhtaç milyarlarca insan da var...ama ben "can" denileni ayırdetmiyorum...
bir sineği yaşatmanın, bir insanı yaşatmaktan farkı yok...
bir sineğin canını almanın, bir insanın canını almaktan farkı olmadığı gibi...
ve bu yüzden petshoplara karşıyız.. http://www.petshopgercegi.com/
bu yüzden sokakların yaşatılacak umutlarla dolu olduğunu düşünüyoruz...
umudunuzu para ile satın almayın...

En güzel hikayem, güzel kızım Lunama...



















